Bilim ve Dünya
26/11/2025

İngiltere’deki iki akademisyen, insan bilincini, algısını, hafızasını veya davranışlarını etkileyebilen gelişmiş ve ölümcül nörolojik silahların, yani beyin ve sinir sistemi üzerinde doğrudan etkili, bilinci değiştirebilen kimyasal veya teknolojik araçların, artık yalnızca bilim kurgu olmadığını öne sürüyor. Bradford Üniversitesi’nden Michael Crowley ve Malcolm Dando, yayımlanmak üzere olan kitaplarında, dünyaya yönelik ciddi bir uyarı niteliği taşıyan araştırmalarını paylaştı.
İki akademisyen, hafta sonu Lahey’de düzenlenecek devletler arası toplantıya katılarak insan beyninin yeni bir savaş alanına dönüştüğünü ve nörobilimin askeri amaçlarla kullanılmasını engellemek için acil küresel önlemler alınması gerektiğini savunacak.
Royal Society of Chemistry (RSC) tarafından yayımlanan kitap, nörobilim, farmakoloji ve yapay zeka alanlarındaki ilerlemelerin birleşerek yeni bir tehdit doğurduğunu inceliyor. Crowley, “Beynin kendisinin bir savaş alanına dönüşeceği bir döneme giriyoruz. Merkezi sinir sistemini yatıştırmak, kafa karıştırmak veya hatta zorlamak için kullanılan araçlar giderek daha hassas, erişilebilir ve devletler açısından daha cazip hale geliyor.” ifadelerini kullandı.
Kitap, devlet destekli merkezi sinir sistemi üzerinde etkili kimyasalların geliştirilmesine yönelik araştırmaların Soğuk Savaş’tan günümüze uzanan tarihini ele alıyor. Crowley, ABD, Sovyetler Birliği ve Çin’in bilinci bastıran kimyasal silahlar geliştirmeyi aktif biçimde araştırdığını belirterek, amaçlarının “bilinç kaybı, yatıştırma, halüsinasyon, tutarsızlık, felç veya yönelim bozukluğu” gibi etkiler yaratmak olduğunu söyledi.
Bu tür bir kimyasal silahın geniş ölçekte kullanıldığı tek olay, Rusya Federasyonu’nun 2002’deki Moskova tiyatro rehine krizi oldu. Güvenlik güçleri, 900 seyirciyi rehin alan Çeçen militanlara karşı fentanil türevleri kullandı. Rehinelerin çoğu kurtarılmış olsa da 120’den fazlası kimyasalların etkisiyle yaşamını yitirdi, bazıları kalıcı hasar gördü veya daha sonra hayatını kaybetti.
Araştırmacılar, o tarihten bu yana yapılan bilimsel ilerlemelerin çok daha karmaşık ve hedefe yönelik beyin müdahale araçlarının geliştirilmesini mümkün kıldığını vurguluyor. Dando, “Nörolojik hastalıkları tedavi etmemizi sağlayan aynı bilgi, bilişi bozmak, itaat ettirmek veya gelecekte insanları farkında olmadan birer araca dönüştürmek için de kullanılabilir.” dedi.
İki akademisyene göre tehdit “gerçek ve büyüyen” bir nitelik taşıyor. Mevcut uluslararası silah kontrol anlaşmalarında bu konuda ciddi boşluklar bulunuyor. Dando, Bradford Üniversitesi’nde uluslararası güvenlik alanında emekli profesör ve biyolojik ile kimyasal silahların denetimi konusunda önde gelen uzmanlardan biri olarak tanınıyor. Crowley ise aynı üniversitenin barış çalışmaları ve uluslararası kalkınma bölümünde kıdemli araştırmacı olarak görev yapıyor.
Araştırmacılar hafta sonu, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’nin uygulanmasını denetleyen Devletler Tarafları Konferansı (CSP)’nin 30. oturumu için Lahey’e gidecek. Kitaplarında, mevcut antlaşmalara güvenmek yerine “bütüncül silah kontrolü” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu kapsamda merkezi sinir sistemi üzerinde etkili kimyasallar ve benzer maddeler için bir çalışma grubunun kurulması, ayrıca eğitim, izleme ve tanım standartlarının oluşturulması öneriliyor.
Dando, “Tepkisel yönetişimden proaktif yönetişime geçmemiz gerekiyor.” diyerek uluslararası sistemin reform çağrısını dile getirdi.
Her iki araştırmacı, beynin ve merkezi sinir sisteminin daha iyi anlaşılmasının insanlık için önemli bir gelişme olduğunu kabul ediyor. Bilimsel ilerlemenin engellenmesini değil, kötü niyetli kullanımın önlenmesini hedeflediklerini vurguluyorlar.